Zill (ذِل ) kolaylık, yumuşaklık, uygunluk anlamında, züll (ذُل ) ise horluk, hakirlik anlamındadır. Zelil (ذَلِيلٌ ) horluk anlamındaki züll’dendir. Mülk suresinde geçen

“Yeryüzünü size boyun eğdiren (Zelil kılan) O’dur. Şu halde yerin omuzlarında dolaşın veAllah’ın rızkından yeyin.” Mülk 67/15. “Zelül” kelimesi uysal anlamındadır. Zelül olmak zelil olmayı gerektirmez, zelül olan şerefli olabilir de. Tevazu bir şereftir.

“Mal sadaka ile eksilmez, Allah affı sebebiyle kulun izzetini artırır, Allah için müztevazi olan kimseyi Allah yüceltir.” Ktb. Sitt. Terc. 10/36
Züll dışarıdan yapılan bir baskı neticesinde ortaya çıkan horlanma ve aşağılanmadır. Zill ise insanın kendi serkeşliği neticesinde ortaya çıkan horluk ve aşağılık durumdan ibarettir.
Zillet, insanı aşağılayan, aşağılanmasını gerektiren bütün durumları ifade için kullanılır. Bir müslümanın korunması gerektiren varlıklardan birisi de ırzı (haysiyeti, onuru, şerefi, itibarı) dır. Hadîs-i şerifde:

“Her müslümanın malı, kanı, ırzı diğer müslümana haramdır.” Ktb. Stt. Terc. 10/104
Her müslümanın kendi ırzını da koruması gerekir. Müslümanların ırzlarının korunması zorunluluğunda kendi ırzının da korunması vardır.
Zillet asılda, bir sonuç durumu ifade eder. Ya insanın kendisini düşürdüğü bir sonu durum, ya da bir başkasının kendisine baskısı sonucunda ortaya çıkan durumdur. Bizim zillettir diye kayıtlandırdığımız aslında zillete düşmemize yol açacak olan sebepler, vasıtalardır. Yani biz zilleti o kadar kötü buluruz ki oraya bizi düşürmesi muhtemel yolları bile zillet diye isimlendiririz. Sebeplerin de en az sonuçları kadar çirkin olduğunu belirtiriz. Bununla da o sonuçtan sakınmak için bu yollardan sakınmak gerektiğini anlatmış oluruz.
Kur’ân-ı Kerîm bize zillete düşüş sebepleri olarak şunları anlatır:
1 – Allah’ın âyetlerini inkâr ve peygamberlerini öldürmek:

“Üzerlerine aşağılık ve yoksulluk damgası vuruldu. Allah’ın gazabına uğradılar. Bu musibetler onların başına Allah’ın âyetlerini inkâr etmeleri ve haksız olarak peygamberleri öldürmeleri sebebiyle geldi." Bakara 2/61
2 – Allah’a iftira etmek:

”Buzağıyı tanrı edinenler var ya işte onlara mutlaka Rablerinden bir gazap ve dünya hayatında bir alçaklık erişecektir. Biz iftiracıları böyle cezalandırırız.” A’raf 7/52
3 – Kötü işler yapmak:

“Kötülük yapanlara gelince, kötülüğün cezası misli iledir. Onları zillet kaplayacaktır.” Yunus 10/27
4 – Secde etmemek:

“Gözleri horluktan aşağı düşmüş bir halde kendilerini zillet bürür. Halbuki onlar sapasağlam iken de secdeye davet ediliyorlardı.” Kalem 68/43
5 – Allah ve Rasûlüne (s.a.v.) düşman olmak:

“Allah’a ve peygamberine düşman olanlar, işte onlar en aşağıların arasındadırlar." Mücadele 58/20
6 – Kitabın bir kısmına inanıp bir kısmına inanmamış şekilde davranmak:

“Yoksa siz kitabın bir kısmına inanıp, bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Sizden öyle davrananların cezası dünya hayatında ancak rüsvaylıktır.” Bakara 2/85
7 – Allah’ın mescidlerinde Allah’ın adının anılmasına engel olmak:

“Allah’ın mescidlerinde O’nun adının anılmasına engel olan ve onların harap olmasına çalışanlardan daha zalim kim vardır. Aslında bunların oralara ancak korkarak girmeleri gerekir. Bunlar için dünyada rezillik, ahirette de büyük azap vardır.” Bakara 2/114
8 – Allah ve Rasûlüne (s.a.v.) karşı savaşmak:

“Allah ve Rasûlüne (s.a.v.) karşı savaşanların ve yeryüzünde düzeni bozanların cezası…. Bu onların dünyadaki rüsvaylığıdır. Onlar için ahirette de büyük azap vardır.” Mâide 5/33
9 – Allah ve Rasûlüne (s.a.v.) karşı koymak:

“Hâlâ bilmediler mi ki kim Allah ve rasûlüne karşı koyarsa elbette onun içinde kalacağı cehennem ateşi vardır. İşte bu büyük rüsvaylıktır.” Tevbe 9/63
10 – Allah hakkında tartışmak:

“İnsanların bazısı bir bilgisi, bir rehberi ve aydınlatıcı bir kitabı olmadığı halde sırf Allah yolundan saptırmak için yanını eğip bükerek Allah hakkında tartışmaya kalkar. Onun için dünyada bir rezillik vardır." Hacc 22/8-9
11 – Peygamberleri yalanlamak:

“Onlardan öncekiler peygamberleri yalanladılar da farkına varmadılar, bir yerden onlara azap çattı. Bu suretle Allah dünya hayatında onlara rezilliği tattırdı.” Zümer 25/26
12 – Büyüklük taslamak:

“Ad kavmine gelince yeryüzünde haksız yere büyüklük tasladılar ve bizden daha kuvvetli kim var dediler. Onlar kendilerini yaratan Allah’ın onlardan daha kuvveti olduğunu görmediler mi? Onlar bizim âyetlerimizi inkâr ediyorlardı. Bundan dolayı biz de onlara dünya hayatında zillet azabını tattırmak için o uğursuz günlerde soğuk bir rüzgâr gönderdik. Ahiret azabı elbette daha çok rüsvay edicidir. Onlara yardım da edilmez.” Fussilet 41/15-16
13 – Suç işlemek:

“Suç işleyenlere, yapmakta oldukları hilelere karşılık Allah tarafından aşağılık ve çetin bir azap erişecektir.” En’âm 6/124
14 – Kalpleriyle inanmadıkları halde ağızlarıyla inandık demek:

“Ey Resûl, kalpleri iman etmediği halde ağızlarıyla iman ettik diyen kimselerden ve Yahudilerden küfür içinde koşuşanların hali seni üzmesin… Onlara için dünyada rezillik vardır ve ahirette onlara mahsus büyük biz azap vardır.” Mâide 5/41
Pekiyi, böyle gerçekleşmiş veya gerçekleşmeye hazır hale gelmiş bir zilletin kalkması nasıl ve ne ile mümkün olabilir? Allah Teâlâ, Hz. Yunus’tan bahsederken, Yunus’un kavmine gelecek zillete düşürücü azabı bizzat görüp orayı terk ettiğini, sonra kavminin halini değiştirerek bu azaptan kurtulduklarını şu şekilde anlatır:

“Yunus’un kavmi müstesna, herhangi bir ülke halkı, keşke iman etse de bu imanları kendilerine fayda verseydi. Yunus’un kavmi iman edince, kendilerinden dünya hayatındaki rüsvaylık azabını kaldırdık ve onları bir süre faydalandırdık.” Yunus 10/98
Kısacası zillete düşme sebebi olan hareket veya davranış terk edilmedikçe zilletten kurtulmak mümkün olmaz. Çünkü zillet haddizâtında rahmetin tecellîsinden mahrûmiyetlerdir. Mahrûmiyet sebebi terk edilmedikçe tecelliye de erilmez.
Muizz, evliyasını ismetiyle (korumasıyla) azîz kılan, sonra rahmetiyle mağfiret eden, sonra onları ikramlar yurduna nakleden, sonra da rü’yetini ve müşâhedeyi ikram edendir. Müzill ise düşmanlarını marifetinden mahrum bırakan ve bu şekilde zelîl kılan, muhalefete soyunduran, onları ukûbet diyârına sevkedip lânet ve tardıyla hor kılan demektir.
Hakk’ın kullarını azîz kılmasının onlara kanaat vermesi ile olduğu söylenmiştir. Yani Hak Teâlâ hazretleri, azîz kılacağı kulunu kanaatkâr kılar. Zelîl kılacağı kulunu da tama’ (hırs) vererek zelîl kılar. Yani tamahkâr kılarak Hakk kulunu zillete düşürür.
Denilir ki izzet adem-i hâcetledir, yani ihtiyaçsızlıktır, zilletse muhtaç olmaktır.
Tama’ olmasaydı hürler kölelik zilletine asla tutulmazdı. Mürşidin biri öğrencilerinden birinin yanına giderek ona katığı bulunmayan kuru bir ekmek verdi. Öğrenci bari yanında azıcık da katık olsaydı diye geçirdi. Bunu anlayan mürşid öğrencisinin elinden tutup şehrin zindanına götürdü. Gördüler ki orada kimi mahkumlar dövülüyor, kimi işkence ediliyor, kiminin eli kesiliyor… mürşid öğrenciye dedi ki, bunlar bir kuru ekmeğe sabredemeyenlerdir.
Doğan ve kartal gökyüzünden izzet ile uçarlar. Yeryüzünde gördükleri bir et parçasına tama’ ile inerler ve çocukların tuzaklarına tutulurlar. Çocuklar da onları yakalayıp oyuncak ederler. Tama’ olmasaydı hiç kimse hiç kimseyi köle edemezdi.
Allah Teâlâ Hazretlerinin Hz. Davud’a ashabını şehevâttan (arzulardan) sakındır, dünya arzularına bağlanmış kalpler benden mahcupturlar dediği rivayet edilir.
Allah Teâlâ bir kulunu zelîl kılmak istediğinde onu arzu ve isteklerine düşkün kılar, kendisi ile kulu arasına bir perde çeker de kendisine duâ etmekten uzaklaştırır. Halbuki kulun Allah katındaki kıymeti duâsıdır.
Müzill’in, bekâ diyarının nimetlerinden yüz çevirip fenâ diyarının metâına tamah etmeleri sebebiyle zorbaların boyunlarını zelîl kılan demek olduğu da söylenmiştir.
Zillet, mahlukatın, varlığında başkasına olan muhtaçlığını yaşadığı müddetçe hissetmesidir. Hz. Adem’in zelîlliği –ki bu insan cinsinin zelîlliğidir- kendisine karşı zulüm işlediğini Allah’a karşı itiraf etmesiyle başlamıştır. Azîz olmasıysa meleklerin secde etmesi, kendisine isimlerin öğretilmesi, seçilmesi, hidayete ulaştırılmasındandır. Ademoğullarından bir kısmı yaratılışlarından getirdikleri bu muhtaçlığı ve zilleti kabul edip kendilerine şiâr edinmiş ve izzete ulaşmışlardır. Bir kısmı ise muhtaç olduklarını unutmuş, kendilerinde bulunan sahibi olmadıkları şeylerle diğer insanlara karşı büyüklenmiş, helâke kendilerini yine kendileri sokmuş ve zelîl olmuşlardır.
Zünnûn: Allah hiçbir kuluna nefsinin zilletini göstermek suretiyle verdiği izzetten daha önemli bir izzet vermemiştir. Allah hiçbir kulunu da nefsinin zilletini görmesine engel olmak suretiyle verdiği zilletten daha kötü bir zillet vermemiştir.
Ebu Amr: Nefsi azîz olanın dîni zelîl olur.
Anlatıldığına göre Bayezid-i Bistamî’ye, bana âit olmayan, benden bulunmayan bir şeyle bana yaklaş diye Hakk’tan gelen hitaba, cevap olarak Sehl bin Sa’d’dan şöyle rivayet eder.

Cebrail Rasûlullah (s.a.v.)a geldi ve şöyle dedi: Ey Muhammed (s.a.v.) istediğin kadar yaşa öleceksin, dilediğini yap karşılığını göreceksin, dilediğini sev sen ondan ayrılacaksın, bilesin ki müminin şerefi geceleyin namaz kılması, izzeti de insanlardan istiğnasıdır.
Ebu Hureyre (r.a.) den:

“Rasûlullah (s.a.v.) hiçbir mümine nefsini zelîl kılması yakışmaz, buyurdu. Ya Resûlallah nefsini nasıl zelîl kılar dediler de takât getiremeyeceği belâya düşürerek dedi.”

Allah Teâlâ’nın kuluna verdiği âfiyetlerin en önemlisi; dünyada seyyiâtını gizlemesidir. Yine O’nun kulunu zillete düşürmesinin en önemlisi de seyyiâtını izhar etmesidir. Kenzulummâl
Ebuzer (r.a.) Rasûlullah (s.a.v.) dan emirlik istediğinde

Ya Ebazer, sen zayıfsın, o istediğin görevse bir emanet, aynı zamanda ahirette de zillet ve nedamettir. O görevi hak ederek alan ve lâyıkı şekilde eda eden müstesna..

On veya daha fazla sayıda bir topluluğun amirliğine gelen hiçbir kimse yoktur ki eli boynuna bağlı olarak Allah Teâlâ’nın huzuruna gelmesin: Ya yaptığı iyilikler elini boynundan çözer, ya da günahı (emirliğin) boynuna bağlılığını sağlamlaştırır. (Emirliğin) evveli kınama, ortası pişmanlık, sonu ise ahiret gününde zelîlliktir. A. b. Hanbel

Rasûlullah aleyhisselâmı şöyle duâ ederken işittim: Allah’ım bütün işlerimde sonumuzu güzelleştir, ahiret azabı v edünya zilletinden bizi koru. Kenzülummal

Bu din gece ve gündüzün ulaştığı yerlere ulaşacak. Allah Teâlâ ne bir kerpiç ev, ne de bir keçe çadır bırakmaksızın bu dinî içerisine sokacak. Bununla azîzi azîz, zelîli zelîl edecek. Kendisi ile azîzi azîz edeceği izzet İslâm, zelîli zelîl edeceği zillet, züll de küfürdür. A. Hanbel, Taberânî, Müstedrek, Beyhakî, Temimî Darî’den.
Müzill isminin Cenab-ı hakk hakkında ifade ettiği anlamlar:
1 – İnsanları düştükleri zilletten kurtarmak için peygamberler, kitaplar göndererek izzet yollarını gösterir.
2 – O’nun zillete düşürdüğünü azîz kılacak kimse yoktur.
3 – İzzet ve zillet yollarını insanlara açıklar.
Bu ismin peygamberimizde (s.a.v.) tecellîsi,
1 – Dünyaya ihtiyacını her hususta en az seviyeye indirmişti,
2 – İnsanlara izzetin dinde, diyanette, itaatte, ibadete, tâatte, hayırda olduğunu, zilletinde küfürde, küfranda, isyanda, tâatsizilikte, şerde olduğunu söylemiştir.
3 – Zillete düşüren hususlardan skınmak için duâda bulunmuştur,
4 – Kendisini sadece Allah Teâlâýa muhtaç bilir, tama’dan uzaklaşır, hevasına tâbi olmaz, hep izzeti dinde arardı.
Bu isimden bizim almamız gereken nasip,
1 – Dünyaya değer vermemek, Allah’tan başkasına muhtaç olmamak,
2 – İzzeti dinde, itâatte aramak, başkasında aramamak,
3 – Zilletten ve zillete düşürecek hususlardan sakınmak, bu anlamda Allah Teâlâ’ya duâ ile niyaz etmek,
4 – Yegâne müzill olarak Allah tanımak,
5 – İnsanları zilletten kurtarma gayret ve duâsında bulunmak.
|