ER-RAKÎB


   RKB ( رقب ) maddesindendir. Bu madde gözetlemek, denetlemek, korumak, bekçilik yapmak anlamındadır. Allah (c.c) için kullanıldığında Hâfız, hafîz, Şehîd manalarıyla ilgi kurulur, bazılarıyla eşanlamlı da kabul edilir. Allah (c.c) için, insanların bütün bütün yaptıklarını zabt ve murâkabe eden, muttali olan, bilen, gözeten, yaratıklarından bir an bile gafil olmayandır.

 Bir şeyi koruyan ve devamlı kontrol altında bulundurana RAKÎB derler. Bunun tahakkuku ilim ve hıfzâ tâbidir.       

  RAKÎB  Kur’ân-ı Kerim’de beş yerde geçmektedir :

                   
1–“O bir söz atmaya dursun, mutlak, yanında hâzır bir gözcü vardır”(Kaf 50/18)

   Bu âyette insanın sağında ve solunda oturan, amellerini tesbit etmekte olan iki meleğin vasfı olarak geçer,
       
      
2–“Ey kavmim, elinizden geleni yapın. Ben de (vazifemi) yapıcıyım. Yakında bileceksiniz ki kendisini rüsvay edecek azab kime gelecektir ve o yalancı kimdir ? (O azabı) gözetleyin, ben de sizinle beraber (onu) gözetleyiciyim.” (Hud 11/93)

  Bu âyette de Şuayib (a.s) ile ilgili kullanılmıştır,

                   
3–“…Rabbiniz(e karşı gelmek)den çekinin. Kendisi(nin adını öne sürmek suretiy)le birbirinize dileklerde bulunduğunuz Allah’dan (c.c) ve akrabalık (bağlarını kırmak)dan sakının. Çünkü Allah (c.c) sizin üzerinizde tam bir gözeticidir.” (Nisa 4/1)

Bu âyet de Allah (c.c) için kullanılmıştır

                 
 4–“Fakat vaktaki sen beni (içlerinden) aldın, üstlerinde nigehban yalnız sen oldun. (Zaten) sen (her zaman) her şeye hakkıyla şahidsin.” (Maide 57/117)
 
 Bu âyette de Hz. Îsâ (a.s) dilinden Allah’ın (c.c) vasfı olarak geçmektedir.

         
5-“Bundan sonra kadınlar(ı alman) ve bunları herhangi zevcelerle değiştirmen, güzellikleri hoşuna gitse de sana helâl olmaz. Sağ elinin malik olduğu (cariyeler) müstesna. Allah (c.c) her şeye hakkıyla nigehbandır.”  (Ahzab 33/52)

  Bu âyette de kullanımı Allah (c.c) içindir.

  Son üç âyette Allah’ın (c.c) rakib olduğunun söylendiği ifadeleri, olumsuz birtakım durumlara düşmekten sakındırmakla ilgili olarak kullanılmıştır. Bütün harekât ve sekenatınız onun muhasebesi (kontrolü) altındadır. Fiillerinizden, terlerinizden, sözlerinizden, niyetlerinizden (olumlu ve olumsuz durumlarınızdan) hiçbirisi ondan gizli kalmaz. murâkabesine ara verdiği, murâkabesini birilerine devrettiği, birilerini bu hususta yardımcı kıldığı görülmemiştir.

  İnsanın kendisini denetleniyor, gözetleniyor görmesi, bilmesi psikolojisi açısından çok önemlidir. Tek başına namaz kılarken odaya birinin girmiş olması, ders çalışırken yalnız başına, başka birinin daha aynı mekânda çalışmak üzere oraya gelivermesi mükemmellik çizgisine yaklaşmayı gerekli kılan bir husustur. Özellikle de namaz ve çalışmak ile ilgili olumsuz durumları engelleyicidir.

  Rakîb isminin işlevi de bu noktadadır. Harekât ve sekenâtımız Rabbımızın bizden istediği özellikte olmalıdır. Bu istenilen özelliklere, aykırı, onarlı zedeleyen, eksik bırakan her şeyden uzak tutarak mükemmelleştirmek gerekir. Mükemmelleştirme yolarından bir tanesi istenemeyen duruşlardan uzak tutmaktır. Bunda da ikinci bir kişinin sadece varlığı (ister denetlesin isterse sadece kendi işiyle uğraşıp başkasıyla hiç ilgilenmesin) yeterlidir.

  Rakib isminin işlevsel hale geldiği yer de bu olumsuz durumlardır. Olumsuz durumlardan uzaklaştırarak, insanın mükemmelleşmesi sürecine katkıda bulunur.. Müslüman olmak ve müslümanlığa aykırı durumlardan kaçınmak.Namaz kılmak ve namaza aykırı durumlardan kaçınmak. İşte RAKÎB ismi özellikle bu durumlara düşmemek için, insanların denetlendiğini fark etmesi için vardır.

  Rakîb, Allah’ın (c.c), insanın bütün harekât ve sekenâtını bildiğini gözetlediğini, gözetlemekle kalmayıp aynı zamanda onları muhafaza ettiğini bildirir. Sıfatı ve vasfı böyle olandan sakınılması ve sakınılmaktan dolayı da kendisinden bir şeyler beklenmesi gerekir. Böylelikle Allah (c.c) bu ismiyle bize en gizli şeylerimizi bile gözetlediğini, bildiğini, muhafaza ettiğini anlatır. O böyle olunca da insanın yaptığı ve yapmadığı, yapması gerekenler ve yapmaması gerekenler hususunda ondan korkması, sakınması ve sakındığı için kendisine mükâfat verilmesini beklemesi gerekmektedir.

  Bu âyette de kullanımı Allah (c.c) içindir.

  İnsanın murâkabe ile nitelendirilmesi ancak rabbına kalbiyle bağlandığı ve devamlı olarak kendi harekât ve sekenâtını murâkabe halinde olduğu zaman mevzubahis olabilir. Bu da Allah’ın (c.c) kendisini devamlı olarak kontrol ettiğini ve gördüğünü, gözetlediğini, denetlediğini, ne yaparsa yapsın bütün yaptıklarından haberdar olduğunu bilmesiyle olur

                     
“İhsan, Allah’a (c.c) görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Her ne kadar sen onu görmüyorsan da o seni görür."

                                                       MURÂKABE


  Murâkıbı (RAKÎB’i) düşünerek tamamıyla O’nunla meşgul olmak demektir. Mârifetten (bilgi, tanıma) ortaya çıkan bir hal olup, bu halden de kalbî ve bedenî haller ortaya çıkar.

   Murâkabede marifet, Allah’ın (c.c) içinden geçenler ve bütün gizliliklerine muttalî olduğunu, herkese kazancına göre muamele edeceği, zahir ve bâtın her şeyin ona açık olduğunu bilmekten ibarettir. Bu marifet genişlediği, kalbi istilâ edip hakimiyeti altına aldığı zaman ancak kalp( sadece rakîb ile meşgul olup O’nda yoğunlaştığı zaman) murakıp tarafına yönelir, bütün himmetini ona serfeder. Zira nice olması kesin şeyler vardır ki insanın kalbini hakimiyeti altına alamaz. Ölüm gibi. Kalbin daimi olarak murakıp ile meşgul olması marifetten ortaya çıkan HAL’dir. Bu halden ortaya çıkan amele gelince : Amelden önce gerçekleştirilmesi gereken murâkabe yapacağı şeyin Allah(c.c) rızası için mi yoksa nefsi için mi olduğudur. İnsan en çok mahluklarla karşı karşıya kalır. Bir gayesi olanın, gayeye kendisini ulaştırma özelliği bulunmayan harekât ve sekenâtı terk etmesi en dorusudur. Malayaniyi terk kişinin İslamının (teslimiyetinin) güzelliğindendir. Amele başladığındaysa Allah’ın (c.c) hakkını ödemek için nasıl amel işlemesi gerektiğini düşünmek, niyetini güzelleştirmek, niyetini yalnızca Allah’a (c.c) ait bir hale getirmek, şeklini ve âdâbını tamamlamak, kemaline ulaştırmak, azimli olmak, amele yakışmayan olumsuzlukları terk edip uzaklaşmaktır.        

  Bu şekilde hareket eden kulun yani bütün hallerini murâkabe eden kulun hali : Ya hareket ya sükundur. Kendisinin daimi olarak murâkabe edildiğini bilen kulun yapması gereken hareket ve sükununu niyetle ibadet haline dönüştürmekten başka bir şey değildir.

  İnsanın bütün işleri TÂAT, MASİYET ve MUBAH’lardan oluşmaktadır. TÂAT işlerinde murâkabesi ihlası ikmal, âdâba riâyet, afetlerinden uzak tutmak, korumaktır. MASİYET’te murâkabesi (eğer işlemişse) tevbe, pişmanlık, terk, hayâ ve tefekkürle meşgul olup dâimi istiğfardır. MUBAH’ta murâkabe ise edebe riâyet, nimeti vereni müşahede ve karşılık olarak şükürdür.

  Bu ismin etkisi en fazla fiiller mertebesinde ortaya çıkar. Kul fiiller mertebesinde Hakk’ın kendisini murâkabe ettiğini gösterir ve bu müşahedenin gerektirdiği tarzda Hak ile beraber olur.

  Cerirî, Takvâ ve murâkabeyi kendisiyle Allah (c.c) arasında haekm tayin etmeyen kimse keşif ve müşahede mertebesine ulaşamaz.

  Denildi ki, kim duygularıyla Allah’ı (c.c) murâkabe ederse organlarının hareketlerinde kendisi günahlardan uzaklaştırılır.

  Cüneyd, murâkabeyi hakkıyla gerçekleştiren kimse başka bir şeyden değil yalnızca Rabbından ayrı bir anının dahi geçmesinden korkar.

  Zünnûn, murâkabenin alameti, Allah’ın (c.c) indirdiğini tercih, O’nun yücelttiğini yüceltme, O’nun küçük düşürdüğünü küçük görmektir.denildi ki, recâ itaate, korku günahlardan uzaklaşmaya sevkeder. murâkabe ise seni hakikatlere götürür.

 Derler ki, murâkabe, kalbin, atılan her adımda Hakk’ın değerlendirmesini gözetmesidir.

 Ebu Hafs, Osman Nisabûrî’ye şöyle dedi : İnsanların huzurunda oturduğunda kendin için ve kalbin için vaaz edici ol. Etrafında toplanmaları seni aldatmasın. Onlar senin zahirini murâkabe ederler, Allah (c.c) ise bâtınını da gözetler.

                                       MURÂKABE’NİN DERECELERİ


Murâkabe maksudu gözlemeye devam etmektir. Bu da kalbin sürekli olarak Allah’la beraber olması demektir. Üç derecedir:

1-Hak Teâla’ya giden yolda unutturucu bir tazim (kalbin Allah’a tazim ile dolup taşacak başkalarını tazimi unutturacak hale ulaşmasıdır) ve taşıyıcı bir yakınlaşma
(1-Allahın yoluna girmek,
2-Bu yolda yürümeye devam etmek,
3-Kalbi Allah’la beraber kılmak,
4-Allah’ı tazim etmek ve
5-Başkalarını tazimi unutmak. Bu beş hususa götüren yakınlaşmadır) ile şevk ve teşvik edici bir mutluluk içinde (bu, sevinç, saygı ve sözkonusu  yakınlaşmada bulunan tattır. Kalbin Allah (c.c) ile mutlu olmasıdır.) Allah’ı (c.c) murâkabe etmektir. (Bu mutluluk kulu, Allah (c.c) yolunda yürüyüşünü sürdürmeye ve rızasına erme çabalarına devam etmeye sevk ve teşvik etmektedir.)

2–Muhalefetin reddi, (O’nun emir ve haberlerine ve muhalefeti terk etmek) itirazdan yüz çevirmek (muhalefet itirazdan doğar) karşı çıkma dengesizliğinin iptaliyle (Kulun, huzur ve müşahede anında kendi idrak, duygu, düşünce ve hatıralarıyla kalmaya devam etmesi perdeyle karşılaşmasıdır. Hakk’ın sana nazar murâkabesinin bu afetlerden kurtulması gerekir. Bu da zikre dalmakla mümkün olur. Hem zikreden hem de kendi nefsiyle konuşursa bu bir dengesizliktir. Allah (c.c) böyle olandan gizlenir.) Hakk’ın nazarını murâkabe etmektir. (Allah’ın (c.c) seni murâkabesini murâkabe etmendir, zahir ile bâtının korunmasını gerektirir.)

3–Tevhid sancağını kucaklayarak bizzat incenin kendisini (Allah’ı) düşünmek suretiyle ezel’i murâkabe (Allah’ın (c.c) kendisinde başka her şeyden önce olduğunu görerek. Bunu gördüğünde kul, “ezel” manasını görüp  (c.c) hakikatini kavrar. O zaman da ona tevhid sancağı görünür.Allah’ın (c.c) kendisinden başka hiçbir şeyin mevcut olmadığını görür) ebed zamanlarında ortaya çıkan ezel işaretlerini murâkabe tehlikesinden kurtulmayı murâkabe etmektir. (Ebed’le ortaya çıkan ezel’de bilinen şeylerin bizzat kendisidir. “murâkabe tehlikesinden kurtulma murâkabesi”; müşahedeye devam eden, nefsinin tehlikesindedir ve ondan kurtulmamıştır. murâkabeyi görmek nefsin varlığına işarettir. Kişinin gayesi ise fânî olmak, nefs ve sıfatlarından kurtulmaktır.)

  Kâşânî, sözlüğünde murâkabe’yi, bu yolda murâkabe içte ve dışta Hakk’a yönelmenin maksadını sürekli düşünmek demektir, riayet ve hürmet de bunun kapsamına girer. Avamın murâkabesi, Allah’ın (c.c) farz kılmış olduğu şeyleri yerine getirmeye ve Hakk’ın onla belirlediği sınırda kalmaya devam (muhafaza) etmek; Müritlerin murâkabesi, kalbin sürekli Rab ile hazır olmasını gözetmek, erenlerin murâkabesi, Hakk’ın niyetlerini dağıtacak şeylerden onları muhafaza etmesi. Onlar kendi kendilerine değil Allah (c.c) sayesinde korunurlar.

   Allah (c.c) hakkında ifade ettiği anlamlar ;

1–Allah (c.c) yaratıklarının yapıp ettiklerinden asla gafil değildir,
2–Yaratıklara göre gizli de olsa Allah (c.c) bütün hallerini görür, bilir ve korur.
3–Kullarını gözetlemeyi kendisi yapar, kimseye bırakmaz,
4–Allah (c.c), insanlara harekât ve sekenâtını gözetlediğini bildirir,
5–İnsanlarda gördüğü olumlu veya olumsuz durumları muhafaza eder, hesap günü hesabını sorar,

  Peygamberin (s.a.v) bu isimden nasibi ;

1–Allah’ın (c.c) murâkabesinde olduğunu bilirdi,
2–Harekât ve sekenâtında bu murâkabenin etkisi kendisini gösterir, zahiri olarak hiçbir şeyi yanlış, eksik, hatalı, kusurlu yapmaz mükemmel surette yapardı. Bâtınî olarak da kendi hallerinin Allah’a (c.c) zahir olduğun bildiği için hiçbir eksik ve kusur bulundurmazdı. Zahiren ve bâtınen Allah’ın (c.c) hoşlanmayacağı hiçbir şeyi hayatında bulundurmazdı,
3–İnananlara, Cebrail’in (a.s) sorduğu soruya cevap verirken murâkabeyi anlatarak tavsiye etmiştir. Allah’ı, (c.c) görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyor olsan da o seni görüyor.
4–İnanan insanlara, kendilerine tâbi olan, sorumluk alanlarındaki insanların hareketlerini murâkabe altında bulundurmalarını tavsiye etmiştir,
5–İçinde yaşadığı dönemdeki insanları murâkabe etmiştir. murâkabe ettiğini onlara da bildirmiştir.
6–Kulluklarında olumsuzluklara karşı onları uyarmıştır.
7–Allah’ın (c.c)  her hareketimizin bir gün hesabını soracağını anlatarak murâkabesi altında bulunduğunun bilincine sahip olmamız hakkında uyarılarda bulunmuştur.

  Kulların bu isimden nasipleri ;

1–Allah’ın (c.c) murâkabesi altında bulunduğumuzu, her şeyden haberdar olduğunu, gizli açık her şeyi gördüğünü unutmamak,
2–Kendisinden en fazla hayâ edilecek, sakınılacak olanın Allah (c.c) olduğuna inanmak, davranışlarına yansıtmak,
3–Özellikle insanlardan ayrı tek başına kalınan durumlarda çok daha fazla dikkatli olmak,
4–Kalbini, niyetini, organlarını ve hareketlerini âfetlerden, müfsitlerden, olumsuz bütün hususlardan korumak,
5–Ailede, toplumda işlenecek kötülüklere karşı uyanık durmak, gözetlemek, toplumsal bir murâkabeyi gerçekleştirmek,
6–Nefs ve şeytana karşı uyanık olmak.