EL-VEHHÂB

 Bağış manasında olan HİBE’dendir. Asılda hibe, bir karşılık ve menfaat beklemeksizin birine bir malı bağışlamaktır. Vehhâb ise mübalağa ve tekerrür ifade eden bir kalıptır. Herhangi  bir karşılık ve menfaat beklemeksizin birine bir mal bağışlamanın mikdar ve adet olarak çokluğunu ve sıklığını anlatır. Bu aynı zamanda, her zaman ve her yerde her şeyi verebilme gücüne sahip olma durumudur.

Başka bir tarife göre ise VEHHÂB ism-i şerifi istihkak (hak ediş) ve istidad (hazırlık, yatkınlı) esası gözetmeden sürekli olarak lütuf ve ihsanda bulunan demektir.

  Şüphesiz kula ulaşan nimetlerin bir çoğu istihkak ve istidad esası üzerinedir. Ama bir kısmı vardır ki bu esaslar gözetilmeksizin kula ulaşır. Veya istihkak ve istidadın gerektirdiğinden çok ve fazladır. Yani Allah’ın (c.c) erdiklerinin istihkak ve istidada bağlı olanı da vardır, olmayanın da.

Allah (c.c) Vehhâb ism-i şerifiyle hem istihkak ve istidadın gerektirdiğinden çok ve fazlasını verir, hem de istihkak ve istidada göre verilmemesi gerekenleri verir.

  Vehhâb ism-i şerifi Rezzak ve Mukît ism-i şerifi ile insanlara verdiklerinin dışında özel bir takım rızıklar bahşetmeyi anlatır.

   Kur’ân-ı Kerîm’de Allah’ın (c.c) hibe olarak verdiğini söyledikleri arasında biz şunları buluruz :

1–Hz. İbrahim’e İshak ve Yakub ;

             
“İşte onlardan ve onların Allah’tan (c.c) başka taptıklarından ayrılınca biz ona İshak ve Yakub’u armağan ettik ve hepsini peygamber yaptık.” (Meryem 19/49)

2–Hükümdarlık ;

         
“Sizden korkunca aranızdan kaçtım sonra Rabbım bana hükümdarlık verdi ve beni elçilerden yaptı.”      (Şuara 26/21)

3–İhtiyarlıkta çocuk vermek ;

   
  “İhtiyarlık çağımda bana İsmail ve İshâk’ı lutfeden Allah’a (c.c)  hamdolsun.” (İbrahim 14739)

4–Hayırla anılmak ;

     
“Onlara rahmetimizden lütfettik ve onlar için yüce bir doğruluk dili (hayırla anılmak) verdik.” (Meryem19/50)

5–Musa’ya (a.s) kardeşi Harun’u (a.s) nebî olarak vermek ;

                       
“Ona rahmetimizden dolayı kardeşi Harun’u peygamber olarak armağan ettik.” (Meryem 19/53)

6–Zekeriya’ya (a.s) Yahya’yı (a.s) vermek  ;

                                                                     
  “Ona Yahya’yı armağan ettik.”
(Enbiya 21/90)         

7–Davud’a (a.s) Süleyman’ı (a.s) vermek ;

                                           
“Davud’a Süleyman’ı armağan ettik.” (Sâd 38/30)

8–Eyyub’a (a.s) bütün ailesini vermek ;

                   
“Ona (Eyyub’a) bizden bir rahmet olarak ailesini ve onlarla beraber bir eşini daha armağan ettik.” (Sâd 38/43)

9–Cebrâil’i (a.s.) bir çocuk vermek üzere Meryem’e göndermek ;

           
“Ben dedi sadece Rabbının elçisiyim; Sana tertemiz bir erkek çocuğu hediye edeyim diye geldim.” (Meryem 19/19)        

    Yine Kur’ân-ı Kerîm’de peygamberlerin (a.s)  ve iyi insanların Allah’tan (c.c) hibe olarak istedikleri arasında da şunları buluruz;

1–Ulülelbâb  ve Râsih olanların istedikleri rahmet ;

   
 “Rabbımız bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi eğriltme, bize katından rahmet ver şüphesiz sen vehhâbsın.” (Âl-i İmrân 3/8)

2–Zekeriya (a.s) temiz bir zürriyet ister ;


 “Rabbım bana katından temiz bir nesil ver. Sen duayı işitensin.” (Âl-i İmrân 3/38)

3–Zekeriya (a.s) bir velî ister ;

                                   
“Katından bana yerime geçecek bir velî lütfet.” (Meryem 19/5)

4–Rahman’ın kulları zevcelerinden ve zürriyetlerinden gözlerinin sürûru olacak çocuklar isterler;

       
“Rabbımız bize gözler sevinci eşler ve çocuklar lütfeyle ve bizi müttekilere önder yap derler.” (Furkan 25/74)

5–İbrahim (a.s) hüküm ve Salihlerden olmak ister ;

                   
“Rabbım bana hüküm ver ve beni Salihler arasına kat.” (Şuara 26/83)

6–Süleyman (a.s) kimsenin sahip olamayacağı  bir mülk ister ;


“Rabbım dedi, beni affet, bana benden sonra hiç kimseye nasip olmayan bir mülk ver. Çünkü sen vehhabsın.” (Sâd 38/35)

   Allah’ın (c.c) hibesine mazhar olmak yani VEHHÂB isminin tecellîlerine erebilmek için insanda bulunması gereken vasıflar olarak da yine Kur’ân-ı Kerîm’den çıkartarak şunları sıralayabiliriz :

1–Salih insan olmak,
2–Hayırlarda yarışır olmak,
3–Umarak ve korkarak dua eder olmak,
4–Huşû sahibi olmak,
5–Evvâb olmak (Allah’a (c.c) teslim olan,
6–Güzel kul olmak,
7–Müşrikleri ve putlarını Allah (c.c) için terk etmiş olmak.

   Bütün bu âyetlerden ortaya çıkan gerçek kendi irade ve gücü, istihkak ve istidad ile, ulaşması imkânsız gözüken bir takım isteklerini insana Allah’ın (c.c) ulaştırıcılığıdır. Çocuğun kız veya erkek, salih veya fasık olması, kısır birinin çocuğunu olması, hükümdarlık, peygamberlik, nesiller boyu hayırla anılmak… insanların irade ve güçleri dahilinde olan hususlardan değildir. Belki bunlar insanların istihkak ve istidadları dışında olan şeylerdir de. Ama Allah (c.c) için bunlar mümkün olan şeylerdir. Allah (c.c) Vehhâb ve hakîm ismi gereği ile bunları dilerse verebilir.

   Bir kimse bağışta bulunduğunda bir karşılık beklerse (bu karşılığın illâ, elle tutulur madde cinsinden bir şey olması gerekmez. Övülmek istemek, beğenilmemek, kınanmaktan korunmak, itibar görmek, şöhret sahibi olmak… gibi maddî olmayan şeyler de karşılık beklemek cümlesindendirler) gerçekten bağışta bulunmuş olmaz.

   Bütün varlığını Allah (c.c) yolunda, Allah (c.c) için, cennete tamah etmeden, azabından korku maksadı taşımadan fedâ ederse vehhâb olabilir. Böyle olmaz da cennete kavuşmak, cehennemden uzak olmak, övülmek, beğenilmek için bağışta bulunursa zahiren denilse bile asılda vehhâb olmaz.

Allah’a (c.c) karşılık beklemeksizin kulluk edenle, karşılık bekleyerek kulluk eden arasında fark vardır. Kulluk edenler yaptıkları kulluk maksatlarına göre farklı isimler olarak sınıflandırılır :
1–İBÂDET : Sevap kazanıp cennete ulaşabilmek ve azaptan kurtulabilmek için kulluk yapanların yaptığı,
2–UBÛDİYET : Allah’a (c.c) kul olmak, Allah’ın (c.c) “kulum” dedikleri arasına dahil olmak için kulluk yapanların yaptığı,
3–UBÛDET : Allah’ın (c.c) ululuk ve yüceliğini tazim için, Allah’ı (c.c) sevdikleri için kulluk yapanların yaptığıdır.

  Kul ibadeti sırasında bu hazlardan tamamen uzaklaştığında Allah’tan (c.c) başka gayesi kalmamış demektir. Bir köle efendisine efendi olduğu için değil de bir şeyler beklediği için hizmet eder. Efendi de köleyi köle olduğu için değil hizmet beklediği için korur. Ama kölenin babası açısından baktığımızda durum değişir. Babası köle olan çocuğuna başka hiçbir şey için değil sadece çocuğu olduğu için bakar. Hatta çocuk babasına saygısızlık etse bile bası yine de oğluna korur.

  Kim herhangi bir şeyi başka bir şeye ulaşmak için isterse asılda onu istememiş olur. İstemesinde gaye o değildir, başka bir şeydir. Altın ve mücevherler kendileri için istenmezler. Arzu edilen başka şeylere ulaşmayı kolaylaştırdıkları için istenirler. Çocuk baba için başka bir gayeye ulaştıracak vasıta değil, babanın hazzıdır. Allah’a (c.c) cennet için ibadet eden de öyle. Allah (c.c) cenneti, kendisinin aranması ve istenmesi için vasıta kılıştır, gaye değil. Gaye bizzat Allah’ın (c.c) kendisidir. Vasıta, gayeye kendisi bulunmaksızın ulaşılacak olsa aranmayacak olan şeydir. Dünyevî hazlar ve istekler altınsız elde edilse altın aranmaz. Gerçekte sevilen ulaşılmak istenen gayedir, vasıta değil. Kulluk edilmeden Allah’a (c.c) ulaşmak mümkün olsaydı, kulluk yapılmazdı. Cennetle ümitlendirmeseydi Allah (c.c) belki kulluk da olmazdı. Ama Allah’tan (c.c) başka tüm sevgileri ve istekleri kalplerinden çıkartanlar başka.

   Onlar, Allah’a (c.c) cennet veya cehennemin sahibi olduğu için değil bizzat Allah (c.c) olduğu için kulluk ederler. Bunların hazzı yoktur demiyoruz. Allah’tan (c.c) başka hazlarının olmadığını söylüyoruz.

  Müminlerin de vehhab ismine uygun bir hayat tarzına sahip olmaları için (zira insanın Allah’ın (c.c) kainata muamelesine benzer bir hayata sahip olması gerekir) dinîmizde değişik malî ibadetler yer almaktadır. Bir karşılık beklemeksizin sırf Allah (c.c) için vermekle emrolunmuşlardır. İsterse farz olan vermeler (hibeler) olsun verirken bir karşılık beklemeksizin (menn) ve incitmeksizin (ezâ) vermemiz istenirken verdikten ve verme işlemi kabz ile tamam olduktan sonra vazgeçmemiz yasaklanmıştır. “Mallarını Allah (c.c) yolunda verip de sonra verdiklerinin ardından başa kakmayan ve eziyet etmeyenlerin Rab’leri katında mükâfatları vardır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir. Güzel bir söz ve affetmek peşinden eziyet gelen sadakadan iyidir. Allah (c.c) ğanidir, halîmdir. Ey inananlar, insanlara gösteriş için malını verip Allah’a (c.c) ve âhiret gününe inanmayan adam gibi, başa kakmak ve eziyet etmekle sadakalarınızı boşa çıkarmayın.” (Bakara 2/262-263-264)


“Bir kimse bir atıyyede (bağış) bulunur veya hibede bulunursa, sonradan atıyye ve hibesinden rücû etmesi ona helâl olmaz, sadece baba çocuğun yaptığı bağıştan dönebilir.” (Kütübü Sitte Trc. 16/252)

   
“Atıyye ve hibesinden dönen kusmuğuna dönen köpek gibidir. “ (Kütübü Sitte Trc. 16/252-253)

   Bu ismin Allah (c.c) için ifade ettiği anlamlar :

1–varlıklara varlık bağışlamıştır,
2–Sadece varlık bağışlayarak bırakmamış, varlıklarını sürdürecek şekilde bağışlarını sürdürür,
3–Kullarına bağışta bulunabilmek için istihkak ve istidad bağışlar,
4–İstihkak ve istidadlarının karşılıklarını fazlasıyla verir,
5–Ğanidir. Dolayısıyla bağışladığı şeyler için kullarından bir karşılık beklemez,

  Rasûlullah (s.a.v) Efendimizin bu isimden nasibi :

1–Bağışta bulunmak için vesileler arardı, Cebrâil (a.s) kendisini ziyaret ettiğinde daha da cömert olurdu,
2–İnsanların ummadığı kadar verirdi, onun hakkında bir daha fakirlik korkusuna düşürmeyecek kadar çok veriyor denirdi,
3–Kendisinde yoksa borç alır öyle verirdi,
4–Verdiğinde Allah’ın (c.c) azaltmayacağına inanır da verirdi,
5–Vermeyi en önemli ibadet haline getirdi,
6–Ümmetini vermeye teşvik etti,
7–Onun bağışından dost düşman, insan hayvan, kadın erkek istifade etmiştir.

  Bizim bu isimden nasibimiz :

1–Allah’ın (c.c) vereceğine inanarak VEHHÂB kapısında beklemek,
2–Allah’tan (c.c) başkalarının, Allah (c.c) izin vermedikçe veremeyeceklerini bilmek, onlardan beklememek,
3–Kimseden bir şey beklememek, istememek, kendiliğinden geleni ise Allah (c.c) gönderdi bilmek,
4–Üzerimizdeki hibe-i ilâhîleri görmeye uğraşarak şükrünü edâya gayret etmek,
5–Bağışlarının devamı için istihkak ve istidad sahibi olmaya çabalamak,
6–Allah’ın (c.c) verdiklerinden herkese ulaştırmaya çalışmak,
7–Vererek şükredenlerden olmak,
8–İnsanları vermeye teşvik etmek,
9–Verdiklerimizin karşılığını sadece Allah’tan (c.c) beklemek,
10–Dualarımıza SÜBHÂNE RABBİYE'L- ALİYYİ'L- E’LÂL VEHHÂB diye başlamak,
11–Vermez veya vermeyecek diye endişe duymamak, telaş etmemek, verecek diye ümit ile istihkak ve istidad talebinde olmak.

Ana sayfa