| Hadis Dersleri- 3 |
HADİS DERSLERİ IIIİbni Mace’nin Süneninden bir hadisi şerif inceleyeceğiz inşallah;Sanırım Abdullah ibni Ömer’den nakledilmiştir: Bir gün efendimiz bize yöneldi de şunları söyledi: “Ey muhacir topluluğu, beş şey vardır ki onlarla imtihan olunduğunuzda, onlara ulaşmanızdan Allah’a sığınırım.1.Bir toplulukta fuhuş açığa çıkar, alenileşirse o toplulukta bulaşıcı hastalıklar, daha önce yaşayanların görmedikleri hastalıklar ortaya çıkar.2. Bir topluluk ölçü ve tartıda eksiltme yaparsa, o topluluğu kıtlık, geçim darlığı ve üzerlerindeki idarecilerin zulmü yaralar.3. Malların zekâtlarını vermezlerse, o topluluğa semadan yağmur gönderilmez. Eğer hayvanlar olmasaydı, hiç de yağmur gönderilmezdi onlara.4. Bir topluluk Allah’a ve Resulü’ne verdikleri sözü bozarlarsa, Allah onlara kendilerinden başka bir düşmanı musallat kılar da o düşman onların ellerindekinin bir kısmını alır.5. Bir topluluğun önderleri Allah’ın kitabıyla hükmetmezler ve Allah’ın indirdiklerinden istediklerini uygulamada kendilerini muhayyer kabul ederlerse, Allah da onları birbiriyle savaştırır.Kitabul Fiten’den bir hadis bu. Bunlar efendimiz zamanında olmuş şeyler değil. Buna rağmen Aleyhisselatu vesselam efendimizin sosyal hayatı en ince ayrıntısına kadar tespit ederek söylediği şeylerdir.Basiret; insanı hayretten, şüpheden, tedirginlikten kurtaran bilgidir. Bunun için insanın kalp gözüne sahip olması gerekir. İnsan baş gözüyle eşyayı görür ama kalp gözüyle şekillerle, eşyanın bizden gizlediği şeyleri görürüz. Efendimiz de baş gözüyle sosyal hayatı görüyor, sosyal hayatı işler bir sosyal hayat kılan esasları ise gönül gözüyle fark ediyor. Cenab- ı Hak Aleyhisselatu vesselam Efendimize kendisinden önce geçen peygamberleri anlatıyor, peygamberimizin basireti bu kıssalarda herkesin göremediklerini görüyor. Şuayp as.’ın tebliğinin merkezinde ölçüyü tartıyı tam yapmak var. Hz. Lut’un tebliğinde ahlaki bir yapıyı kurmak var. Efendimiz kendisine anlatılan peygamberleri sanki onlarla birlikte yaşamış gibi biliyor. Hangi eksiğin ne tür felakete sebep olduğunu, olayların nasıl sonuçlanacağını kendisi bizzat tespit etmiş ve bunları da gelecekle ilgili kaygıları olarak dile getiriyor. Aleyhisselatu vesselam Efendimiz bunu söylediğinde muhacir belki de şaşırıyor. Ama efendimiz o insanları böyle şaşırtarak da onların bu işlere duyarlı olmalarını sağlıyor. Buna nebevi zekâ, feraset, basiret deniyor. Herkeste olan bir özellik değil bu. Bir şey ortaya çıkmadan önce insanları titizliğe davet etmeye çalışıyor. İçinde yaşadığınız ortamdan memnunsanız, o ortamı olumsuz her şeyden muhafaza etmek zorundasınız. Bu hususta görevin ihmali, görevi yarın yapmak üzere terk etmek noksanlıkları, olumsuzlukları beraberinde getirir. Bir kimse kendisine verilmiş bir görevi ihmal ederek geçiştirirse felaket gelir. Fakire cebinden çıkarıp vereceğin para görevindir. Ertelersen felakettir. Görev dünyevi ve uhrevi mekanizmayı harekete geçirir. Farkına varmazsınız ama yağmurun yağmamasına sebep sizsinizdir. Yağmurun yağmamasına sebep olan ben iken belki de yağmamasından en büyük şikâyetçi yine benimdir.Hz. Musa zamanında bir ölü bulunur ve akrabası Musa’nın yakasına yapışır, öldüreni bul diye. Nasıl bulacak? Cinayet faili meçhule dönmüş. Allah hayvan boğazlamalarını emreder. Boğazlarlar ve Hz Musa derki “hayvanın bir parçasını git ölüye vur.” Yaparlar ve ölü dirilir. Hz Musa sorar: “seni kim vurdu” . Ölü, Hz. Musa’nın yakasına yapışanları gösterir; “beni bunlar vurdu” diye. Yani bazen bir hususa en fazla şikâyetçi olanlar aslında onun müsebbibi olabilirler. Biz bilemeyiz hangi mekanizmayı harekete geçirdik de karşımıza bu çıktı. Bilmemekten kaynaklanan cesaretle de en çok biz şikâyet ederiz. Dolayısıyla bir insanın en basitinden bir görevi bile ihmal etmemesi, yarınlara bırakmaması gerekiyor, başkalarına bırakmaması gerekiyor. Farz-ı kifaye olabilir ve “niye o birisi ben olayım” diye düşünülebilir ama olayı böyle değerlendirmemek gerekiyor, aksine Allah’a şükrederek “Allah’a şükür bunu Allah bana nasip etti de, diğer insanlar bu sorumluluktan kurtuldu” diyebilmek gerekiyor. Terk edilen her görevin bağlı bulunduğu dünyevi ve uhrevi mekanizmalar vardır. Bir göreve siz adım atıyorsunuz, karşınıza bir görev çıkıyor ve sizin ne tür bir davranış sergileyeceğinizi test ediyor. Davranışınızla o ortam ya güzelleşiyor ya da kötüleşiyor.1.Karşılaştığınız görev yapmamanız gereken bir şey ise ve yapmazsanız; dünyevi mekanizması sizin karşınıza iyilikleri çıkarıyor, uhrevi mekanizması da sevapları çıkarıyor.2. Yapmanız gereken bir şeyi yapmadıysanız; karşınıza çıkacak iyilikten mahrum olursunuz ve o görevi yerine getirmediğiniz için de bir kötülük ortaya çıkar.İyiliğin yokluğu - kötülüğün ortaya çıkması - Ahiret’te de ceza ile karşılaşma; işleyiş bu şekildedir.Mesela bir insanın zekât vermeyişi bir takım insanların o seneyi aç geçirmeleri anlamına gelir. Toplumun bir kesiminin etkilenmesi, bütün toplumun etkilenmesine sebep olur.Sonuç itibariyle, yapılması gereken görevleri vakit geçirmeden yapmak ve yapılmaması gerekenleri de terk etmek gerekiyor. Yoksa içinde yaşadığımız hayatın düzeltilebilmesi imkânsızlaşır. Hangi belaya hangi görevi terk edişimiz sebep oldu, bilemeyiz.Karamsar da bakmayın; biz dibe vurmuş ve yukarı çıkan bir toplumuz. Yukarı çıkarken yapılan konuşmalar olarak dinleyin bunları. Allah’a doğru ilerleyen insanlarız ve bunları kaygı olarak konuşuyoruz. Düşmemize sebep olan bu felaketlerdi ve adım adım bunlardan uzaklaşmaya çalışıyoruz.Erdemlerin, insanın mutluluğuna yardımcı olan güzelliklerin ihmali; “hep ben mi hal hatır soracağım” vs gibi sözler şeytanın sağdan yaklaşmalarıdır. Bu güzelliklerin birileri tarafından taşınması lazımdır ve bu hamallık bir lütuftur. Herkese nasip olmaz, Allah seni layık görmüşse, senin bu hamallıktan sakınman senin için felakettir. Siz nasıl hayrı gerçekleştirmek istiyorsanız, hayır da kendisini gerçekleştirecek birilerini bekler. Hayır, kendisini eyleme dönüştürecek kişi arar. Kapınızı kapatırsanız, Allah o kapıyı bir daha açmaz, hiçbir hayır size “beni gerçekleştir” diye de gelmez. Hayrı küstürmemek lazım. Ne kadar küçük görünürse görünsün bir hayrı küstürmek tüm hayırları küstürmek gibidir. Dolayısıyla ne şekilde olursa olsun iyilerin sebep oldukları hayırlar, başka insanları kötülükten kurtarır. İnsanların işledikleri kötülükler iyileri de felakete düşürür. Hiçbir kötünün kötülüğünün zararı kendisiyle sınırla kalmaz. Gemi örneği gibi, en alttakiler gemiyi delerken yukarıdakiler buna engel olmazsa önce aşağıdakiler sulara karışır ama sonra yukarıdakiler de batar. Engel olurlarsa aşağıdakiler de yukarıdakiler de kurtulmuş olur. Yani kötülük yapıldığında serbest bırakmak iyileri de zarar verir; iyilikleri teşvik etmek kötülerin de kurtulmasına sebep olur. O zaman ne olursa olsun, hangi bedel ödenecek olursa olsun illa ki bir iyiliği ikame etmek gerekir.Gelelim hadis-i şerif’e:<!--[if !supportLists]-->1. Madde fuhşun zahir olması ve alenileşmesi, bulaşıcı hastalıkların ortaya çıkmasına sebep olur. Hem de öyle bir hastalık ki bizden öncekilerin görmediği bir hastalık. Âdem Cennetten geldi ama Âdem cennetten getirmedi hastalıkları. Hastalıklar dünyevi şeyler, belki sadece başı ağrıdı, burnu aktı. İnsanların gerçekleştirdikleri kötülükler, hiç kimsenin bilmediği kötülükler boyutuna dönüştükçe hastalıkların da listesi kabardı. Yoksa hastalıklar Cennetten gelmiş değil. Dünyada ortaya çıkmış şeyler. Bundan 20 sene önce kaç kişide kanser vardı? Akla hayale gelmedik kötülükler çıktıkça akla hayale gelmedik hastalıklar da ortaya çıkıyor. Sonra da insanlığın sermayesi bu hastalıkların ortadan kaldırılması için harcanmaya başlanıyor. O sermaye kötülüklerin ortadan kaldırılmasına harcansa daha doğru olacak. Fuhşun alenileşmesi insanı uhrevi olarak sorumlu kılar ve içinde yaşadığı hayatı yaşanmaz hale getirir. Alenileşme boyutuna belki yüz senede ulaşır ama gazetelerde bu türden haberler yayıldıkça kötülüğün nasıl gerçekleştirildiği de öğrenilmiş olur ve yaygınlaşır. <!--[endif]--><!--[if !supportLists]-->2. Ölçü ve tartının eksik yapılması; bir insanın eksik tartıyla elde edebileceği kar o kadar azdır ki ama bu, insanın neye cüret edebileceğini gösterir. Karşısındaki insanı kendisi gibi görmediğini gösterir. Mutaffifin suresinde de geçer<!--[if !supportFootnotes]-->[1]<!--[endif]-->.Toplumsal adalet parada ve terazide kendisini gösterir. Para ekonomik adaletin ölçüsüdür. Herkesin parası aynı kıymeti taşır. Terazi de böyledir, herkesin 1 gr’ı aynı olmalıdır. Terazide farklılık olmasına engel olmayınca felaket gelir ve sadece teraziyi yanlış yapanlara gelmez bu felaket. Allah’ın felaketi adam seçmez. Ne olur? Kıtlık olur, geçim darlığı olur sonuçta hepimiz sıkıntı çekeriz. <!--[endif]--><!--[if !supportLists]-->3. Zekât vermemek. Biz şu an hayvanların rızkı olarak gönderilen yağmurlardan istifade ediyor olabiliriz. Senin malın sana ait olsaydı, Allah sana “ver” demezdi. Allah sendeki malın kendisine ait olduğunu söylüyor, o nedenle de kural koyuyor ve %2,5 vermeni istiyor. Eğer vermezsen o malı sahiplenmiş olursun ki, Allah da “yağmur da bana ait vermem” diyebilir. <!--[endif]--><!--[if !supportLists]-->4. İman sözü de dâhil olmak üzere verilen sözler yerine getirilmezse Allah, dışımızdan birilerini bize düşman kılar, onlar da gelip elimizde bulunanları alıverirler. Bu konuda en ufak bir ihmal herkesin felaketine sebep olur. <!--[endif]--><!--[if !supportLists]-->5. Mesela kısas emirleri, “içinde yaşadığımız çağa yakışır şeyler değil dolayısıyla biz bunları uygulamayız, bunların yerine daha insani cezalar bulmamız gerekir” diyenler, Allah’ın indirdiklerinden dilediklerini tercih etme hakkını ellerinde bulundurduklarını iddia edenlerdir. Allah böyle kavimleri kendi içlerinde savaşa düşürür. Birbirinizle uğraşır durursunuz. Bin yıldır kardeş gibi yaşıyorsunuz ve şimdi düşman kesiliveriyorsunuz. Bunlar önceden gerçekleştirilmiş görevleri terk etmenin sonucudur. Bunlardan kurtulmak istiyorsak yapmamız gereken şey adım adım Allah’a yakın olmaya çalışmaktır. Hiç olmazsa ufak bir topluluk Allah’a yakın olma kaygısı gütsün, o insanların çabası eninde sonunda etkili olacaktır inşallah. <!--[endif]--><!--[if !supportFootnotes]-->
<!--[endif]--> <!--[if !supportFootnotes]-->[1]<!--[endif]--> Bu surede Rabbimiz, aklınıza gelebilecek her şeyde ölçü ve tartıyı bozan, haksızlık yapıp, kendi çıkarlarını korumaya çalışanları uyarıyor. Sûre Mekke'de nazil olmuş, otuz altı ayettir.<!--[if !supportFootnotes]-->[1]<!--[endif]-->[1] |

