HADİS DERSLERİ 6
Dersin Video'sunu İzlemek İçin Tıklayınız
Bugün müminlerle münafıklar arasındaki üç farktan biri olan yalan söylemekle ilgili bir hadis inceleyeceğiz.
Mümin hakikatin peşinde olan kimse demektir. Bütün kâinatın haykırdığı bir hakikati kâinatla birlikte haykıran insan demektir. Temelde müminin tarzı, hakikati kabul ve hakikatin ilan edilmesidir. Bu açıdan baktığımızda mümin kâinatın korosuna kendisini de katmış oluyor. Kâinatta tarz olarak bir yaratıcının bulunduğu hakikatini dile getiriyor. Bu hakikati reddeden insan kâinat korosuna katılmaktan da uzaklaşmış oluyor. Kâfir insan sadece Allah’a karşı değil, hakikate ve bütün kâinata karşı bir isyanı gerçekleştirmiş olur. Mümin zaten Allah’ı kabul etmekle hem hakikati ilan etmek gibi bir görevi yükleniyor hem de kâinatla paralel bir duruş gösteriyor. İman bir duruştur. Kâinatla birlikte hakikatle örtüşen bir duruştur. Müminin tarzı da hakikati ifade, herkesten önce kabul etmek ve ilan etmekten ibarettir. Hakikate şahit olan bir insanın bunu ilan etmesi gerekir. Hâkim sizi bildiğiniz konuda şahitliğe çağırıyorsa, bildiğiniz şeyi gizleme hakkına sahip değilsiniz. Bildiğiniz hakikati herkese duyurmak zorundasınız.
Kâfir, temelde hakikatin kendisine ne olduğu anlatıldığı halde kabul etmeyen ve ilan etmeyen insandır. Yalanı hakikat olarak kabul edendir. Bunun temel sebebi, hakikat dışı bir şeyi ifade ediyor olmasıdır. Yalan, gerçeği olmayandır. Dolayısıyla temel olarak baktığımızda müminler dışında bütün insanlar hakikatin dışında beyanda bulunan, yalana dayanan insanlardır. Bu bir takım kaygılarla ortaya çıkan bir sonuçtur. Her kâfirde bir ölçü de münafıklık vardır. Bu onlar açısından bir meziyet olarak görünebilir. Hakikatin yalanla uzaktan yakından bir bağı yoktur.
Mümin insan açısından baktığımızda ise mümin, yalandan asla medet ummayan kişidir. Yalan insani bir zaaftır. Bir insan yalana kendi şahsi çıkarlarından dolayı başvurur. Yalan bir kapıdır ama müminin hiç açmaması gereken bir kapıdır. Bu kapı açılıyorsa, insanların şahsi çıkarları dolayısıyla açılıyordur. Hakikat evrensel çıkarları düşünür, insan ise şahsi çıkarını. İnsan şahsi çıkarlarını öncelediğinde de yalana başvurur. Bu masum bir tanım gibi görünüyor ama böyle durumlarda insanın seçmesi gereken hakikattir. Şahsi çıkarlarıma hizmet ediyor olsaydı seçecektim denmez. Mümin için hakikat dışında bir şey yoktur, şahsi çıkarlarına ters gelse bile hakikati seçmek zorundadır. Galile’nin söylediği hakikatin dile getirilmesidir. Ne olurdu, dünya dönmüyor deseydi?
Sen mümin olarak baştan kâinat korosunun yanında yer almışsın, Allah var, ondan başka ilah yok demişsin. Senin seçtiğin prensip hakikatin kabulü ve ilanıdır. Bütün insanlar bu hakikati kabul ve ilan ediyor diye seçmiş değilsin.Biz onların inanmamalarına rağmen bunu seçtik. Bizimle hakikat arasında bir bağ oluştu. Biz hakikatten ayrı değiliz, hakikat bizden ayrı değil. Böyle bir insanın yalanla hiçbir zaman münasebetinin olması düşünülemez. Aleyhisselatu vesselam Efendimize sorarlar: Müminde cimrilik olur mu? olur, şu olur mu? olur,… Peki, yalancılık olur mu? Asla olmaz. Her türlü ahlaki zayıflık bulunabilir ama asla yalan ve hainlik bulunamaz. Her huy üzerine yaratılabilir ama hıyanet içinde ve yalancı olamaz. Başlangıçta kabul ettiği zemin asla yalanı içermeyen bir zemindir. Hakikatin dışında hiçbir şeyle işbirliği yapamaz. Hak kendisinden ne istiyorsa onu yapar, illa dünyada kar getirmek zorunda değildir. Hakikat mümini benimseyecek, kucaklayacak mümin de onu kucaklayacak. Hakikati kıran rencide eden bir şey müminin hayatında yer alamaz. Bir şey ya hakikattir ya da yalandır.
Bu açılardan baktığımızda Aleyhisselatu vesselam Efendimiz buyuruyor ki;
3 şey vardır, kimde bu 3 şey bulunursa o münafıktır. Namaz kılıp oruç tutsa bile ve kendisini Müslüman saysa bile
<!--[if !supportLists]-->1. <!--[endif]-->Konuştuğunda yalan söyler,
<!--[if !supportLists]-->2. <!--[endif]-->Söz verdiğinde sözünden vazgeçer,
<!--[if !supportLists]-->3. <!--[endif]-->Güvenildiğinde hainlik eder.
Bu Buhari ve Müslim’den alınan bir hadistir. Bir varyantı daha var: Şu dört huy kimde bulunursa katıksız münafıktır, bunlardan birisi kendisinde bulunmaya devam eden kimsede münafıklıktan bir şube bulunuyor demektir:
Konuştuğunda yalan söyler,
Söz verdiğinde tutmaz,
Ahitleştiğinde aldatır,
Hasımlaştığında da haddi aşar, adil olmaz. Ne düşmanlığına güvenirsin, ne de dostluğuna.
Yalan nedir? Yalanın bir insani boyutu var bir de hakikatle ilgili boyutu var. Söyleyen ve söylenen sözün hakikatle uyumuna bakıyoruz. Haber verilen şeyin hakikatle uyumlu olup olmadığına baktığımızda; söz Allah indinde öyle olduğu belli olan bir şeyin ifadesi ise, doğru olma şartlarından birini taşıyor demektir. Sadece Allah katında belli olan hakikati ifade eden söz doğrudur diyemeyiz, Münafıkların hakikati ifade etmeleri örnek verilir. Onların doğruyu dile getirmesi yeterli olmuyor, yalan söylüyorlar. Sözde ilk şart hakikate uygunluk şartıdır. İkinci şartta ise söyleyen insanın hakikatle uyumlu olup olmadığına bakılır. İnanmadığın bir şeyi söylediğinde hakikat bile olsa yalancı oluyorsun. Münafık özünde bu hakikati kabul etmiyor, kabul etmediği bir hakikati ilan ettiği için – ki bu ilan onu kurtarmıyor- söylediği de yalan oluyor. Bu hakikati niçin ilan ediyor? Ya da ilan ettiği bir hakikati niçin kabul etmiyor? Bu bir tavır alıştır. Münafığın bu tavrı şahsi çıkarlarıyla alakalıdır. Şahsi çıkarlarına hizmet etmediği için iman etmedi. Kabul ettiğin hakikatler dünyada her zaman seni kazançlı çıkartmaz. Bazen reddettiğin bir hakikat sana en büyük karı verir. Münafık hakikate aldırmadığı için, pusulası kendi çıkarları olduğu için imanı seçmez, inkârı seçer. İnkâr ona şahsi çıkarlar temin eder ama diğer taraftan hakikatin ilanının neler kazandırdığını görür ve ilan eder. Mesela müminler savaştan ganimetle dönüyor, bunlar Müslümanlar arasında taksim edilecek, o zaman onlar da imanlarını dile getirip ganimetten pay almak istiyorlar. Bir sözün doğru olması o doğruyu o insanın gerçekten benimsemiş olmasıyla ve hakikatin o şekilde olmasıyla alakalıdır. Mümin hakikati hem kabul eder hem ilan eder. Münafık kimdir? Araplar çöl tavşanına nafıka derler. Tavşanı kovalayan avcı, onu girdiği deliğin başında bekler ama tavşan başka bir yerden çıkar. Girişi başka çıkışı başkadır, girdiği yerden çıkmadığı için bu tavşana nafıka denmiş. Münafıklar, çıkarları nerdeyse o tarafa meylederler. İmandaysa imanda gibi görünürler, küfürdeyse küfrün ilanında bulunurlar.
Müminler arasında da yalana başvuranlar, kendi şahsi çıkarları için her şeyi yapabilecek insanlardır. Şahsi çıkarlar kıblesi olmuştur. Efendimiz buyuruyor ki; “yalan rızkı azaltır.” Yalan söylemeyi insan niye tercih eder, rızkı artsın diye. Esnaf mümin olduğu halde niye yalan söyler? Rızkı artsın diye. Ama Aleyhisselatu vesselam efendimiz rızkın azalacağını söylüyor, bu aynı zamanda duadır. Sanki bir gerçeği haber veriyor gibidir ama aynı zamanda yalana başvuran müminin rızkının azalması için yaptığı bir bedduadır.
Yalan söyleyen bir insan kimlere karşı cürüm işlemiştir. Öncelikle a) Allah’a karşı, herkes bu insanı doğru söylüyor kabul etse bile Allah yanlış demiştir.
Yalan neden masum gözükür? Dille ilgilidir de onun için. İnsanı azaları arasında hiçbir şey yapmadığı halde çok şey yapmış gibi gösteren, çok şey yaptığı halde hiçbir şey yapmamış gibi gösteren ve çok kolay vaatte bulunan organdır dil. Dilin yapacağı bir şey yoktur, sadece söyler, söylemesi çok kolaydır. Yalan da dilin bu kolaylaştırılmışlığından dolayı çok masum görünür. Efendimiz çocuğuna “gel bak sana ne vereceğim” diye seslenen bir kadına “avucunda ne var?” diye sorar. Kadın “avucumda hurma var” der. Efendimiz “eğer hurma olmasaydı o sözün çok büyük cezayı gerektiren bir işti” diye kadını uyarır. Hangimiz çocukları kandırmayız. Oysa bu insanın hakikati nasıl istediği zaman ayakları altına alıp çiğnediğini gösterir. İnsanın refleksleri bile hakikati korumaya ayarlı olmalı. Ağzınızdan çıkan sözler hakikatle örtüşmeli, asla hakikat dışı beyanda bulunmamalısınız. Devam edecek olursak yalan söyleyen b) bütün müminlere karşı c) bütün kainata karşı d) kendisine, imanına karşı bir cürüm işlemiştir. İmanına aykırı bir ifadede bulunmuştur. e) İman edenlerin dışındaki insanlara karşı da bir cürüm işlemiştir. Onlar bu insana hakikati ilan eden bir insan nazarıyla baktıkları için söylediklerini hakikat olarak kabul edeceklerdir.
Yalana ruhsat verildiği söylenen yerler de vardır ama bunlar öyle suistimal edilmiştir ki ya doğruyu söylemek ya da susmak gerekiyor. Doğruyu söyleyemiyorsa insan doğruyu söyler gibi yalan söylememeli. Yalanı hiçbir şekilde hayatımızın içine, dilimize, semtimize taşımamamız gerekiyor. Mümin ismimiz e-m-n, Müslim ismimiz s-l-m kökünden türetilmiştir. Slmden esleme, emn den emn’e (güvene) götüren insan anlamına gelir. Müminin sözlerinin güvene dayanması, doğru sözün ne olduğunu da araştırması gerekiyor. Efendimiz: Kim doğru söyler ve doğrunun ne olduğunu araştırırsa bu onu cennete götürür, kim de yalan söyler ve yalanı araştırırsa o da onu cehenneme götürür.” Buyurmuştur. Müminin hayatı hiçbir şekilde yalanla ilişkisi olan bir hayat olmamalı. Aslandan kaçar gibi yalandan kaçmalı.
Yine efendimiz: “Yalandan sakının, çünkü yalan fücurla (günahla) beraberdir. İkisi de cehennemdedirler.” Buyuruyor. İbni Mace ve Nesei’den alınma bir hadis.
Buhari’den: “Hainliğin en büyüğü, din kardeşine söylediğin sözü - o seni tasdik ederken - yalancı olarak söylemiş olmandır.”
|